Gün boyu yağmur. Oh ne güzel. Öğleden sonra yoğunlaştı. Bugün öğle sonrası polikliniği açık pencere yaptım. Şıpır şıpır ,şıpır şıpır. Yağmur sesi dinleyerek. Arada bir ayağa kalıp dışarı seyrettim. Birikintilere düşen aceleci damlaları görmek içimi açtı . İçeriye koşamaya çalışanları zevkle seyrettim.Yağmurun kokusunu almaya çalıştım. Her ne kadar Karabük hava kirliliğiyle meşhursa da bir haftadır aralıklarla yağan yağmur toprağın kokusunu hissetmemize yardım etti. Baktım dağlar sisli puslu.İş çıkışı tam zamanı diye aklıma geldi. Uzun zamandır nehir kenarında yürümeyi arzuluyorum. Bu mevsim nehir çok çoşkun akıyor. Seyretmeye bayılıyorum.

Yağmur çoktu hasta da çoktu. Onbeş kryoterapi ile beraber 125 civarında hasta baktım. Bir tane de biyopsi. Şirin bir kız çocuğu. Adı Ebrar. 3 yaşında. Sağ kasık kıvrımında 2.5 yıldır? yaklaşık 4 cm uzunluğunda,en geniş yerinde 0.5 cm olan sert bir plak. İlk kez mi gördüm böyle bir lezyon ? Azıcık ağlattık ama yaş grubuna göre rahat oldu. Teşekkür ettik ufaklığa. Granuloma gluteale infantum mu acaba? Yanlış okumadıysam toplam 30 vaka bildirilmiş tüm dünyada. Sonucu resmiyle yazabilirim.
Neyse, tekrar yağmura dönelim. İşten çıktım. Arabanın bagajından şemsiyeyi aldım. 2003 müydü?Kapadokya kongresinde Aventisin Yaşar konserinden sonra dağıttığı şemsiye. Kaliteli bir şey ama bayanlara uymaz kibar değil. Hastanede imza mimza,son rötuşlar, gördüğün herkese iyi akşamlarlar derken ,kasvetli gibi düşünülen ama son derece ferah bir akşamüstü yağmur eşliğinde Karabük’ümüzün yegane su kaynağına komşuluğa yola çıktım. Yürüyerek 10 dakika. Eski balıkpazarının olduğu ,Atatürk Bulvarı hemzemin geçitten Araç çayına vasıl olduk. Hakikaten ne kadar güzel akıyordu,hızlı akıyordu. Günlerdir yağan yağmurla çamur rengine dönse de biz buna fitiz. Çoruh gibi rafting mi yapsaydık?
Yeni yapılan yürüyüş yolunu izleyerek Köprübaşına doğru seyir aldım. Sık sık gülümsüyorum. Bu akşam yaptığım bu işi çok sevdim. Yol yaklaşık 800 metre gibi. 1 km diye yuvarlayacağım da çok gelir diye korktum. Yarı yolda ahşap bir kahvehanenin sahibiydi sanırım orta boy orta yaş bir adama selam verdim ikimiz de Araç çayına , o güzelim coşkun ,deli,bol,zengin akışına bakıyoruz;
– hep böyle aksa değil mi ? dedim.
– Ah keşke ,ama buna da şükür diye cevapladı gayet içten.

Bir şeyler mırıldanacağım da çayın sesinden görüntüsünden uzak kalırım diye vazgeçiyorum. Baka baka Köprübaşına geldim. Gerede ,Çerkeş tarafından selam eden Soğanlı çayı ile Kastamonu tarafının çamurunu taşını toprağını taşıyan Araç çayı işte tam burada Köprübaşı mevkiinde neredeyse Karabük’ün ortasında birleşiyor ,dev bir ırmak oluyor. Köprünün ayaklarına çarpıp çıkardığı sesler Karadenizin dalgalarını andırıyor. Denizsizliğin eksikliğini gidermeye çalışıyoruz. Bize biraz nefes aldırıyor. Köprü üstünde epey bakındım.hem geldiği yere hem gittiği yere. Acaba düşsek boyumuzu aşar mıydı? Ölmeyeceğimize kani olsak üzerinde yol alsak kayıksız küreksiz,,sağa çarpsak, sola çarpsak ,bir Yeniceye selam, bir Çaycuma’ya merhaba çaksak,kendimizi Filyos’dan Karadeniz’e atsak.Soracak biri bulabilir miyim diye sağa sola göz gezdirdim. Yoktu.
Büyük taşıtlar geçerken köprünün Kayabaşı tarafı zıngıldıyordu.( zıngıldamak: cansız varlıkların sallanması. Bilmeyen var mıydı ,bizim yöreye has bir kelime mi?).
Bu arada yağmur bütün güzelliğiyle devam ediyor.(radyo anonsuna benzedi). Ben hep şemsiyeliyim. Pantalonumun bacak bölümünün nemlendiğini hissediyorum. Dönüşü aynı güzergahtan yapmaya karar verdim. Yolun kalan son 800 metresi beni hüzünlendirdi. Ne çabuk bitti? İlk adımlarda hastaneden bir stajeri cep telefonuyla konuşurken gördüm. Islanıyordu ama gülüyordu herhalde kız arkadaşıyla konuşuyordu. Yağmur yağdığının farkında değil.bana da bir gülücük attı. Ben de ona. Sağıma baka baka devam ettim. Ankara’nın barajlarına böyle gürül gürül akan bir ırmak olsa birkaç günde dolar diye aklıma geldi. Sonra şu aklıma geldi:

Yağmur,bir nehir eşliğinde,
Şıpır şıpır şemsiyemin üstünde.
Sütlü kahverengi bir ırmak ,
Selam versem anlayacak.

Akşam ezanı da okunmaya başladı. Arkama baktım. Bizim delikanlı hala telefon kulağında yol boyu volta atıyor. Artık eminim mutlaka sevdiğiyle konuşuyor. Yoksa ıslandığını anlardı. Yağmur sicim gibi denir ya , öyle güzel yağıyordu. Bu arada ayakkabımın su aldığını yeni fark ettim. Çorabımın distal yarısı ıpıslak oldu. Demek adam gibi bir yağmurda yürümeyeli bir sene olmuş.
Yazıyı Fausto Papetti’nin enstrumental müziği eşliğinde tamamladım. Bu akşam hafifledim ben.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here